Zaman zaman insanlar nedense kendilerini zora sokacak kararlar alır. sonrada o kararların gerektirdiklerini bir şekilde temin etmeye çalışır.
Küçüklükten beri balıklara acayip meraklıyımdır (yemek ve izlemek) ve tabiki bundan dolayı geçenlerde bir akvaryum düzenlemek için kararlar aldım. tabi ki işe öncelikle akvaryum araştırarak girdim, ulaşabildiğim dört adet süs balığı satıcına akvaryum fiyatları sordum, aralarında ufak tefeklerinin yanısıra göze çok hoş gelenler de vardı. ammavelakin göze hoş gelenler cebe hoş gelmiyordu.
Mavi dış kaplamalı hoş bir akvaryumu gözüme kestirdim, satıcıya yaklaşarak kaç litre su alabileceğini sordum 40 lt olduğunu söyledi, eh dedim fena değil gerçi ben daha büyük bişi arıyordum ama... neyse sonra asıl can alıcı soruyu sordum. kaç lt ? 75 tl dedi (yuh dedim içimden) bütün hevesim o an kursağımda kaldı. çünkü hacmine göre pahallı geldi. dedim neden böyle. dedi ki camı tek parçaymış ve ülkemizde üretilmeyip ecnebi memleketlerden satın alınıyormuş. dende gittim az biraz kenarduran bir camcıya sordum dedim 50-40-30 luk bir akvaryumu kaça yaprsın dediki 25 tl :D beşmilimlik camla fena bir fikir gibi gelmedi içini suyla doldurunca açılacağından korktum ama öyle biş de olmadı şimdik. sonuç olarak ilerde olurda akvaryum almak gibi bbir niyetiniz olursa böyle bir çeşitte mevcut. ama görüntü olarak herkesin beklentilerini karşılayacağınıda söyleyemem :) not : akvaryum boyutlatını 50_40_30 seçmek çok iyi bir fikir değilmiş sanırım 35cm den fazla yükseklik ve 25cm den fazla en olmasa daha iyi olabilir :)
lüzümsuz
Sayfalar
Senden ve diğer bütün insanlardan. Aptallıklarım için, kendimi kaybetmişliklerim için özür dilerim. Kendimden özür dilerim. Bedenimden ve içime tıktığım ruhumdan özür dilerim. Benim için fedakarlık yapanlardan özür dilerim. Özür dilerim kendime layık bir beden olamıyorum. Mükemmeliyet ve yok olmanın arasındaki kuşağın içinde savaşmayı kestiğim için özür dilerim. Hayata karşı durmayıp, çeyrek asırdır havadaki oksijeni tüketip yerine boş vermişlik verdiğim için. Yeteneklerimden özür dilerim, henüz onları keşfetmediğim ve hiç bir zaman keşfetmeye çalışmadığım için. Bedenimi oradan oraya taşıyıp sadece tüketim yaptığım için özür dilerim. İnsanlığa insanlık katmayıp sadece sıramı savdığım için özür dilerim.
Geçmiş pişmanlıklarla dolu. Durup düşündükçe kafamda fırtınalar kopuyor. Öyle ansızın... Bulaşık yıkarken bile, yolda yürürken bile avazım çıktığınca geçmişimden özür dilemek istiyorum. Lanet olsun buna. Lanet olsun ki çeyrek asırdır hiç de hayallerimi süslemeyen bir herifin bedeninde yer kaplıyorum. Maalesef ki artık bunu kabul etmeye başlıyorum. Özür dilerim kendimden. Artık pes ediyorum. Galiba...
Kapşon
Posted: 26 Nisan 2010 Pazartesi by Daisy in Etiketler: anasını satim böyle işin, falan, ingilizce bilmeyenlerin arasında ingilizce konuşan adam, kapşon, sembolist menbolist, şemsiye, türk dili hocasıBu gün daha birinci sınıf olduğumuzdan aldığımız Türk Dili dersinin sunumunu yaptım.Ben de bu konuda isyan ettiğimden biraz bahsedeyim yaşadıklarım hakkında.
Hoca topluluk karşısında daha rahat hareket edebilme ve konuşabilmeyi aramızda geliştirmeye amaçladığından(!) herkesin belli bir konuda bir şeyler anlatmasını istedi.Efendime söyleyeyim her türden anlatımımız mevcuttu yarabbi şükür.
Benim konumsa şemsiyeydi ve bu konuda hiç bir not kaygısı yaşamıyordum.Bana yıllar önce çok şey öğreten ağzı olmadan konuşan şemsiye.Herkesin 1 günde hazırlayıp anlattığı benimse 5 sene üstüne her dakika bir şeyler katarak düşündüğüm, gözlemlediğim eşya.Şemsiyenin insanların sadece bir eşya olarak gördüğü ama insanlara ne kadar çok şey anlattığını anlattım.Jonas Hanway'in hiç bir erkeğin şemsiye taşımadığı zamanlarda bunun kötü bir şey olmadığını herkesin kötü bakışlarını umursamadan taşıdığını anlattım.Yağmurda şemsiyesini açmayan bir adamın bize neler düşündürebileceğini, beyaz bulutlardan yağmur yağma endişesiyle işini garantiye alan memur amcadan bahsettim, sabahleyin herkesin şemsiye taşımasının bize getireceği zorluklardan veya şemsiyenin tek kişi tarafından kullanılmaya uygun üretildiği halde neden yanımızda bulunan kişiyi de onun altına alma refleksimizden ve bu çarpık eğitim sisteminin bana bilmeden sorgulama, gözlemleme yeteneğimi bu şemsiye sayesinde kazandığımı anlattım.En önemlisi bu gördüğünüz önemsiz eşyayı ben 10 dk anlatabiliyorsam veya onun hakkında bir şeyler düşünebiliyorsam bir insan hakkında neler anlatılabileceğini ve düşünülebileceğini anlattım.
Anlattıklarımdan emin olun iki saatlik daha konuşma konusu çıkabilirdi.Hatta 3-4 kişi olsak bunu saatlerce konuşabileceğimizden de eminim.Konuşmam bittiğinde bir TÜRK DİLİ hocasının tepkisinin ne olamasını beklersiniz.Tahminleri alalım "fazla sembolist olmuş" veya "hayalperestçe yaklaşmışsın" evet bunlar makul eleştiriler ancak bizim TÜRK DİLİ hocamızın verdiği tepki."Bundan sonra şemsiye taşımazsın kapşonlu kıyafet giyersin" (veya aynısının 1.0.0.0.0.0.1 versiyonu)
Şimdi ben burda sistemin bana hocaya cevap vermemi engellemesine mi isyan edeyim, yoksa bu kadar sorgulamaya uzak yetiştirilmiş bir neslin hocada yarattığı etkiye mi isyan edeyim, yoksa üniversitede okumamıza rağmen bu sorgulama yeteneğimizin taktir almamasına mı isyan edeyim, yoksa....
Günleri bir birinden ayırt edebilmek için kol saatime bakıyorum. Fakat işleyiş gün ve gün ilerlemektense, olay ardı ardına olaylar silsilesiyle ilerliyor. Bir ödevi bitirip verilmesi gereken bir evrağı yazmaya başlamakla süre geliyor. Evrak bitiyor, başvuru geliyor, başvuru bitiyor, zorunlu rem uykusu evresi geliyor, uyuyorsun boşa zaman geçiyor. O da yetmiyor, sıkılıp uğraş arıyorsun, bir de bakmışsın seni tek rahatlatan şeylere yöneliyorsun: her şeyini paylaşabildiğin bilgisayar ortamına. Vakit geçirirken bir de bakmışsın sorumluluklarını kendin planlarken aptal saptal dış etmenli fikirler kendi çöplüklerinde öterken sana zarar veriyor, dur diyemiyorsun, çünkü 'dur' nedir bilmiyorlar. Kısır döngü anlayacağın.
İsyanım vardı hani bu zihniyete, bilgisizliğe, yetiştirilmeye, mantık denilen o basit düşünce kapasitesine, bilinene uzanan o basit araştırıp öğrenme güdüsüne, belkide defter köşelerinde bile yazılı olan iki satır kalem çiziktirmesini okuyup on saniye bakıp da anlamak için uğraşmayan kör, kara cahil, bodos, aşağılık zihniyete. Neyden kaçıyorsun? Kendinden mi, doğrulardan mı (!)?

